AlkaVital

 sevdiklerinizi korur

SUYUN MİNERALLERİ   iyonize mineral

kolloidal mineraller

minerallerin emilebilmesi

çeşme (musluk) suyu

alkali su iyonizeri

Kolloidal mineral suyun içinde 1nm ile 10 µm arası büyüklüğünde mikroskopik parçacıklar şeklinde dağılmış elektrik yükü olmayan minerallerdir.   Bu parçacıklar farklı  büyüklüktedir.   Bu minerallerden yararlanabilmemiz için  kan damarlarımızda dolaşabilecek ve hücrelerimize girebilecek kadar küçük olmaları gerekmektedir.   Bir karşılaştırma yapabilmek için kırmızı kan hücresinin 7 µm büyüklüğünde  olduğunu belirtelim. Örneğin 1 nm yani  0,001 µm  büyüklügünde bir kolloidal parcacık, kırmızı kan hücresinin 1/7000 büyüklüğündedir.  Yani 7000' de biridir.

 

Kolloidal mineraller büyüklüklerine göre kısmen vücut tarafından emilebilirler. Demek ki bir suyun içinde ne kadar mineral olduğundan daha önemli olan, bu minerallerin emilebilmesidir.

 

Minerallerin en küçük bulunabilecekleri şekilleri  atom boyutundaki  iyonize olmuş halleridir.  Mineral tuzları suyun içinde iyonize olurlar.

Vücudumuzdaki biyokimyasal aktiviteler, iyonların hareketleriyle meydana gelir.  Hücre beslenmesinin hücre zarından geçen sodyum ve potasyum iyon  kanalları üzerinden sağlanmakta olması 1991 yılında keşfedildiğinde,  bu biyokimyasal aktivitenin kanıtlanması tıp dalında Nobel ödülü almıştır.

 

Sinir ve kas hücreleri arasındaki enerji iletimi de  elektrik yüklü   iyonlar aracılığıyla  sağlanır. Kullanımdaki  iyonize minerallerin daha önce hangi kaynaklardan sağlandığının hiç bir önemi  yoktur.  Atom boyutundaki bu minerallerin emilebilmiş olmaları yeterli ve gereklidir.  Tüm canlı hayatı, mineralleri iyonize formda kullanır.

 

Farklı mineral kaynaklarının birbirine göre avantajları yalnızca birbirinden farklı emilebilme  yeteneklerinde yatar.

Demir ihtiyacımızı metal talaşı yiyerek gideremeyiz. Vücudumuz metalik beslenme desteği olarak alınan minerallerin % 8-12 sini,  amino asitle kaplanarak şelatlanmış minerallerin % 40-60'ını emebilmektedir.  İkisinin arasındaki  ayırdedici fark mineral boyutlarıdır.  Metalik beslenme desteklerindeki mineraller çok büyük oranda , bağırsak duvarını geçebilecek kadar küçük boyutlu değildir.

 

Bitkisel kaynaklardan edinilmiş kolloidal minerallerin emilebilmesi  % 98'e varmaktadır. Çünkü bitkiler bu mineralleri  iyonize formda emmişlerdir.       İyonize mineraller çok daha küçük boyutludur. Bitkiler yalnızca iyonize mineralleri emebilirler. Doğadaki sularda iyonize formda bulunan mineral oranı % 2 dolayındadır.

 

Bitkileri yiyen insanlar ya da hayvanlar doğrudan bu kullanışlı mineralleri alabilirler. Hayvansal ürünlerden de bu mineraller alınabilir. Ne var ki, hayvansal ürünlerden asidik içerikler de alındığından, bu minerallerin sağladığı katkıdan daha fazla mineral kayıpları verilebilir.  Süt bu şekilde  tartışmalı  bir hayvansal üründür.

 

Bitkiler en iyi doğal ve seçilmiş mineral kaynağıdır.   Vücudumuz tarafından kullanılabilirliği  yönünden bitkilerin içerdikleri mineraller,  dışarıdan satın alınan mineral destekleriyle sağlanamazlar. Suyun içinde iyonize hale gelmiş mineral tuzları da kolayca emilebilecek yapıdadırlar.

 

 

Türkiye'deki menba sularının içindeki mineral oranlarını   http://www.mineralwaters.org/index.php?func=country&parval=106   linkinde  inceleyebilirsiniz.   Yurdumuzda en çok satılan yumuşak şişe sularının içinde 10-15 mg/lt kalsiyum vardır.  Sağlıklı ve sert  sularda   bu oran 50-100 mg/ lt dolayındadır.  Bu miktar menba sularında  150-300 mg/lt ye çıkar.  WHO dünya sağlık örgütü 75- 200 mg/lt ye kadar mineral içeriği olan su kullanımını normal kabul etmiştir.

 

Günlük kalsiyum ihtiyacımızın sağlıklı bir insanda ortalama 1000 mg olduğunu biliyoruz.  İçtiğimiz sudaki kalsiyum oranına göre  genel olarak ihtiyacımız olan kalsiyumun yüzde on ile  yüzde yirmi arasındaki miktarını  sudan sağlayabiliriz.  Bu da içinde 50-100 mg/lt  kalsiyum olan sudan günde iki litre içmemizle  mümkündür.

 

Kas, kemik ve sinir sağlığımız için gerekli olan magnezyumdan günlük ihtiyacımız 200-400 mg arasındadır. Günlük ihtiyacımız olan magnezyumun yüzde on ile yirmisi arasındaki  miktarı yine içtiğimiz sudan sağlayabiliriz. WHO  raporunda sudan alınan magnezyumun kalp krizi olaylarını ciddi oranda  azalttığı bildirilmiştir.  Çeşme suyu içmek, bir insanın kalsiyum, magnezyum, çinko, lityum,   bakır, demir ve flor gereksiniminin en azından  % 10'unu karşılayacaktır. Bu oran, organik gıdalardan  yeterli minerallerin sağlanabildiği  yerlerde önemli sayılmayabilir.  Fakat  birçok ülkede örnekleri görüldüğü gibi beslenmedeki  ileri  mineral eksikliği  hallerinde  küçük bir ilave  dahi yaşam boyu sağlıklı kalmak  ya da kalmamak arasındaki büyük farkı sağlayacaktır.

 

Bazı su firmaları,  yeterli miktarda çıkaramadıkları doğal suya, içme suyu olarak kullanılamayan  suları arıtarak ürettikleri demineralize su katkısı yaptıklarından bu ticari suların içindeki  mineral miktarları musluk suyundan bir hayli geride kalabilmektedir.  Bunun yanında bazı markalar yalnızca  demineralize su satmaktadırlar.  Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yayınlarında içme suyunda kullanılan düşük mineralli, düşük sertlikteki asidik   suların, insan sağlığına olumsuz etkileri olduğu bildirilmektedir.  Demineralize  sular (Reverse Osmose, yağmur suyu, destile su vb)  içinden geçtiği boruların ve saklandığı metal kapların metallerini çözerler, agresif yapıları  nedeniyle   boru hatlarında korozyon yapar,  temas ettikleri bakır, kurşun, çinko, kadmiyum gibi toksik metalleri  yüksek yoğunluklarda taşıyabilirler.

 

Musluk suyu (çeşme suyu) doğadan geldiğinden, çıkarıldığı bölge özelliğine göre birçok mineralleri içerir. Bunlar soygazlar hariç 84 adet mineraldir. Bu minerallerin hiçbiri insan vücudunda üretilmediği için hepsine ihtiyaç duyuyoruz. Magnezyum, vanadyum, selenyum, molibden, lityum ve kobalt gibi mineralleri kaya tuzu ve kaliteli  içme suyundan  alabiliriz.

 

Sağlıklı bir vucüdun sudan aldığı  mineral fazlası olabilseydi bile rahatlıkla atılabilirdi. Fakat ana sorunumuzun mineral eksikliğimiz oldugunu biliyoruz. Umalım ki yediğimiz meyve ve sebzelerin beslendikleri su kaynakları mineral zenginliği olan  doğal sulardır. Çünkü içebileceğimiz su miktarlarında günlük ihtiyacımız olan  mineralleri tam olarak karşılayamayız. Yine de  aldığımız mineral miktarları, ileri mineral eksikliği çekenler için yaşamsal önemdedir.  Suyunda lityum eksiği olduğu bilinen ABD Texas eyaletinin belirli bölgelerinde intihar, tecavüz , cinayet ve diğer kriminal olayların çok görüldüğü, suyunda ve toprağında selenyum eksiği olan Çin'in belirli bölgelerinde hem de erken yaşlarda karaciğer, mide ve yemek borusu kanserlerinin yaygın olduğu bilinmektedir.

Bu nedenle doğadan geldiğine  emin olduğumuz çeşme suyumuzu diğer  ticari suların yanında küçümsememiz kesinlikle  doğru değildir.

Alkali su iyonizerinde elektrolize uğrayan mineraller asidik eklerinden ayrılarak iyonize forma geçerken suyun OH- molekülleri ile iyonize bağ kurabilecek boyuta küçülürler. Böylece  suyun geçtiği her yerden geçebilirler.  Vücudumuz mineralleri bu boyuta indirmek için gereken enerjiyi harcamak zorunda kalmaz. Hazır bulduğu bu mineral zenginliğini ihtiyacına göre yönlendirebilir.

 

Tüm canlı hayatı için emilimi ve kullanım değeri en yüksek değerdeki  iyonize mineralli su ,evimizdeki elektrik enerjisi kullanılarak üretilmiş olur. Su tarafından iyonize formda taşınabilen bu mineraller vücut sıvılarına özdeş özellikte bir elektrolit sıvı oluştururlar. Bu suyun küçük molekül kümelerinden oluştuğu bilinmektedir. Çünkü NMR (nükleer manyetik rezonans) cihazında titreşim testi yapılan bu suyun minerallli ve mineralsiz diğer tüm su türlerinden farklı olarak vücut hücreleri ile aynı düşük Hertz değerlerinde olduğu görülmektedir. Bu sonuçtan vücudumuz içindeki suyun vücut tarafından iyonize edilerek küçük kümelere ayrıldığını, bu şekilde hücreler arasında hareket edebildiğini  anlayabiliyoruz. Alkali iyonize su vücudumuz ile aynı dili konuşabilmektedir. Dönüştürülmeden kullanılabilir.

 

Alkali su iyonizerinden geçen  su asidik ve alkali olarak ikiye ayrılır.  Suyun tamamındaki  kalsiyum ve magnezyum gibi alkali mineraller suyun alkali tarafında toplandığı için pratik olarak buradaki alkali  mineral miktarı en az % 30 oranında artar.  Bu etki musluk suyumuzun doğal kaynak suyuna doğru değişmesini sağlar. Bu durumda dahi suyun içerisindeki mineraller, bir gün içinde içtiğimiz su miktarı ile günlük  ihtiyacımızın tamamını karşılayamayacaktır. Fakat musluk suyumuzun içindeki mineral zenginliğine göre  ihtiyacımızın %20'si ile % 40'ı oranında ihmal edilemeyecek bir destek sağlanabilir. Mineral bakımından fakir suları dahi alkali su  iyonizerinden geçirerek bir miktar daha değerli hale getirmek mümkün olur.

 

Suyun içinde mineral yoksa su iyonize olmaz. Demineralize su, Reverse Osmose üretimi su, destile su, yağmur suyu gibi sular iyonize olmaz.  Bu sular asidik etkileri nedeniyle metaller ile temas ettiklerinde  onları çözebilirler. Metaller ile temas etmediklerinde  içilirlerse hafif  asidik yapıları nedeniyle kısa vadede önemli bir zararlı  etkileri yoktur.  Uzun vadede mineral eksikliği çeken insanlar için bu eksikliği başka kaynaklardan tamamlayamıyorlarsa sıkıntı yaratabilirler.

Alkali su cihazınızın alkali çıkışından su geliyorsa bu, musluk suyunuzun içinde mineraller olduğunu  gösterir. Minerallerin tam olarak doğru olan  miktarlarını anlamak için su analizi yaptırmak doğru bir yöntem olabilir.

Alkali su iyonizeri alkali yapısını iki kaynaktan alır. Alkali mineraller bunlardan yalnızca bir tanesidir. Diğeri  OH-  iyonlarıdır.  Alkali mineraller ile suyun kendisi iletken haline gelerek "su"  iyonize edilebilmektedir. Suyun iyonizasyonu geçici süreli bir etkidir. Sürekli enerji  ihtiyacı gösterir. Bu nedenle alkali iyonize suyun kısa sürede tüketilerek canlılığını kendiliğinden sürdüren vücut sıvılarına katılması sağlanmalıdır.

 

 

 

alkavital@alkavital.com

Alkali su iyonizeri, su arıtıcı  ve  dejeneratif  hastalıklara karşı etkili   ileri teknoloji ürünü  bir  sağlıklı beslenme desteğidir, tedavi amaçlı kullanılmaz

facebook sayfamızı beğenerek sağlık mesajlarımıza  abone olabilirsiniz.