AlkaVital

 sevdiklerinizi korur

ALKALİ  SAĞLIK 

Vücüdümuzun kullandığı girdiler alkali, atıklar ise asidiktir.  Bu anlamda vücüdumuzun elektron fazlası olan alkali besinleri kullanıp elektron eksiği olan asidik atıkları attığını söyleyebiliriz. Bir pilin lambayı yaktığı gibi, besinler bize elektron taşırlar. Biz bu besinleri yakarken enerji üretiriz .

 

Enerji üretiminin bedeli  elektron kaybı ve  asidik atıklardır.  Bunları  ter, idrar, dışkı, vajinal salgı  gibi sıvılar yoluyla uzaklaştırırız.  Onlardan vücut yüzeylerimizde bakterileri öldürmek için yararlanırız. Asidik sıvılar, bakteri hücrelerinden elektron çalarak öldürürler.

Asidite kendi hücrelerimize zarar verdiğinde serbest radikal adını alır.  Tüm dejeneratif hastalıkların kaynağı asittir.  Asitlerin neden olduğu her hastalık önce tek bir hücrede başlar.  Bu hücreler çoğalarak bir organ işlevini engellediğinde bilinen bir hastalık adını alır.

 

 

Asidik sıvılarda H+ iyonları fazladır. Alkali sıvılarda H+ iyonları azdır. H+ iyonları vücut sağlığımızın temel göstergelerinden birisidir.  Mide asidinde yediğimiz etleri çürütmek için H+ iyonlarının çoğalması uygundur, fakat vücut sıvılarımızda kendimizi çürütmemek için H+ iyonları  ne kadar az iseler  o kadar iyidir.  Bu nedenle vücüdumuz genel olarak hafif alkali yapıdadır.

 

Hücre içindeki asit oranı genellikle alkaliden yüksektir. Asit oranı yüksek vücutlarda  kandan daha önce ve katlanan bir farkla  hücre içi sıvılardaki asidite  artmaktadır. Kan tahlili bu asiti ölçemez.  Hücre içi sıvılar idrar değerinde asidik olabilmektedir.  Bu sonuç bir yandan metabolik reaksiyonların atıkları  diğer yandan dış etkenler nedeniyle meydana gelir. Hayvansal yiyeceklerden  kimyasallara, hava kirliliğine, sigaraya, ve strese kadar asit ve serbest radikal üreten bir çok neden vardır. Sağlık hedefi,  tüm vücut sıvılarındaki  pH değerini normal toleranslardaki en yüksek değerine çıkarmaktır. Ne var ki, asitlerin şiddetleri alkali olanların şiddetinden daha fazladır. Kanda, herhangi bir miktarda asidi tamponlayabilmek için normalden 20 kat ya da daha fazla baz gereklidir. Buna göre yediğimiz asitli yiyeceklerden çok daha fazla alkali yiyecekler tüketmemiz gerekir. Anlaşılacağı üzere mevcut bir PH dengesini korumamız yüksek asit düzeyini normale çevirmekten daha kolaydır.

 

Tıptaki ortak görüş, kan pH değerinin  7.3 ile 7.45 arasında olması  gerektiğidir.  Robert Young, tıbbi açıdan "normal " denilen bu kan pH değerinin  yalnızca hayatta kalmak için gerekli olan değer olduğunu bulmuş,  "normal olmanın"   sağlıklı olmakla hiç bir ilgisi bulunmadığını  yazmıştır.  İdeal kilosunda olan sağlıklı vücutlarda yaptığı araştırmada uygun  kan pH derecesinin 7.350 ile 7.380 arasında olduğunu görmüş  (min değer 0,05 pH yukarıda) ve ideal değerin 7.365 olduğunu bildirmiştir.  pH değeri teknik olarak H+ hidrojen iyon yoğunlaşmasının negatif logaritmasıdır.   Yani 7 pH ile 8 pH arasında 10 katı asidite farkı vardır. Sayılar küçüldükçe asidite artar.  Vücut sıvılarının pH değerlerinde virgülden sonraki küçük farklılaşmalar aslında çok büyük sonuçlar doğurabilecek değişikliklerdir.  Bu, karşı tamponlama sistemlerinin etkisi nedeniyle  özellikle kan pH değerinde böyledir. Kan pH derecesinin çok az yüksek olması vücudun dokularında asit birikimi olduğunu, aşırı asidin lenfatik sistem tarafından uzaklaştırılmak üzere dokulara atıldığını  gösterir.

Öte yandan son aşamadaki  kanser hastalarının vücutlarının çok asitli olduğu idrar ver tükürük testlerinden kolayca saptanabilmektedir. Kanser hücreleri, yüksek asitli ve düşük oksijenli ortamda gelişirler. Hiç bir kanser hücresi yüksek oksijenli ortamda yaşayamaz. Buna karşılık alkali ortamda yüksek oksijen vardır.

Alkali beslenme ve alkali iyonize su, vücudumuzun sıvı ve salgılarını aşağıdaki tabloda olduğu gibi alkali yönde değiştirecektir.

Vücut Dokusu ve Sıvıları için pH Değerleri  (Robert Young/Shelley Young)

 

Doku veya sıvı                   Standart Değer                İdeal Değer   

 

Pankreas  salgıları                                8.0-8.3                                        8.2- 8.4 (8.3)

İnce bağırsak                                         7.5-8.0                                         7.8-9.5 (8.2) alkali iyonize su ile ulaşılabilir. Besin emen mikro tüyler temizlenir

Safra                                                        7.8-8.2                                         7.8-9.5 (8.2)

Hücre dışı sıvılar                                    7.35-7.45                                    7.35-7.38 (7.365)

Hücre içi sıvılar                                      4.5-7.4                                         7.2- 7.45 (7.365)  Hastalıkların başlıca nedeni hücre içi sıvıların asiditesidir

Toplardamar kanı (kirli kan)                7.3-7.35                                      7.35- 7.4  (7.365)

Kılcal damar kanı                                   7.35-7.45                                    7.35-7.45 (7.365)

Atardamar kanı (temiz kan)                7.34-745                                      7.35-7.45 (7.365) kirli toplardamar kanına göre 0,1 pH farkla % 60 fazla O2 taşınır

Tükürük                                                    6.0-7.0                                         6.8- 7.2 (7.2)

İdrar                                                         4.5-8.0                                         6.8-7.2 (7.2)   kanser hastalarının idrar ve tükürük asiditeleri yüksektir

Kalınbağırsak (kolon)                            5.5-7.0                                          6.0-7.2 (6.5-7.2)  Alkali ortam uygun bakterileri üretir, kanseri önler

Mide                                                          1.0-3.5                                         3.5-9.5 (5.0-9.5)  asidin kendisi 1 pH tır. Yiyecekler ile karışınca pH yükselir

Vajina                                                        3.8-4.5                                        4.0-4.4 (4.2)

sindirim sistemi

dolaşım sistemi

Yediğimiz sebzelerden ve içtiğimiz sudan gelen alkali kaynaklar, mide asidi tarafından yok edilmezler. Mide bir ara aşamadır.  Midedeki işlem ne olursa olsun, vücuda giren alkali miktar kaybolmaz, vücudun genel dengesinde yerini alır.

 

Eğer mide asidi alkali kaynakları yok edebilseydi sebze ve meyvelerden yarar sağlamamız mümkün olmazdı.  Vücut, mide asidi üretmek için vücudun asidik kaynaklarını kullanır.

 

Daha fazla mide asidi üretmek , vücüttan daha fazla asit kaynağı çekmektir. Yine de alkali suyu aç karna sabah ve gece yatmadan içerseniz en büyük yararı sağlayabilirsiniz.  Yemek sırasında su içmek mide asidini seyrelterek proteinlerin sindirimini zorlaştırır.

 

 

Midede sindirilemeyen proteinler bağırsak bakterileri tarafından çürütülür, bağırsakların asit yükü artar, bağırsak iç duvarları hasarlanır.

 

Kronik enflamasyon ve kanser riskleri gelişir. Suyu öğün arasında içmek en iyisidir.

Aç karna içilen su, alkali haliyle  bağırsaklarımızın tamamına ulaşabilir.  İlk etkisini yemek borusundan başlayarak tüm sindirim sistemindeki  asit hasarlarını onarmak suretiyle gösterir. Bakteriye bağlı olmayan kronik gastrit ve ülserlerine  iyi gelecektir. Çünkü bu yüzeyler mide asidinin elektron çalarak tahriş ettiği yüzeylerdir. Alkali su, tahriş olmuş dokulara elektron vererek onların tahriş nedenlerini ortadan kaldırır.  İnce bağırsağın emiş yapan yüzeylerini temizler.   Kalın bağırsaklardaki yararlı bakterilerin üremeleri için en uygun ortamı hazırlar.

Tüm asitler organ dokularından elektron çalarak hasar verirler. Alkali iyonize su, mide asidinin  dokulara verdiği hasarları onarmak için çok değerli bir panzehirdir.

 

 

Mide asidi, vücudumuzdaki en asidik sıvıdır. pH sertliği  1-1,5 tur.  Dolu midede pH değeri 2-4 arasındadır.  Buna karşılık ince bağırsaklar alkalidir. İnce bağırsağa dökülen pankreas sıvısı ise vücuttaki en alkali sıvıdır.  pH  8 sertliğindeki  bu alkali sıvı bikarbonattır. Bu şekilde mide asidinin  bağırsakları delmesi engellenir.  Vücut bu alkali sıvıyı yapmak için daha önce aldığı alkali rezervlerini kullanır.  Asitli  yiyecekler yenilirse pankreas daha fazla alkali sıvı üretmek zorunda kalacaktır. Bu durum pankreasın yorulmasına ve diğer bir ürünü olan insülin üretiminde aksamasına neden olabilir. Pankreasın insülin üreten hücrelerine beta hücreleri denir. Eğer beta hücreleri asidik bir ortamda kalırlarsa hasarlanabilirler. Bu da insülin üretimini sekteye uğratan bir başka nedendir. İnsülin üretiminin aksaması tamamen vücuttaki asitlerin uzaklaştırılamamasının sonucudur.

 

 

Eğer hücreler içindeki asidik ortam hücre zarından elektron çalarak sertleşmesine neden olursa, insülin hücre zarı tarafından tanınmaz hale gelir. Buna tip 2 diyabet denir. Şeker hastalığının başlıca nedeni vücudun asiditesidir.

 

 

Ağzımızdan anüse kadar mide dışındaki tüm sindirim sistemimiz alkali yapıdadır. Eğer pankreasın alkali bikarbonat sıvısı yeterince üretilemezse asitli besinler bağırsak duvarını hasarlayabilir. Bağırsak yüzeyinde  besinleri emen delikler genişler. İyi sindirilmemiş büyük yemek parçaları emilir. Vücudumuz en küçük parçalarına kadar parçalanmamış bu besinleri tanımadığı için, zararlı bir bakteri gibi algılayıp saldırıya geçebilir. Bu immun tepkime çölyak, irritabl bağırsak sendromu, hazımsızlık, kabızlık, cilt döküntüleri ve migren gibi bir çok rahatsızlığa yol açabilir.

 

 

Vücudumuz asidik ve alkali düzeylerini ayarlamak için tamponlama sistemlerini kullanır.  Tamponlama sistemi,  H+ iyonlarını  serbest bırakabilen bir asit ile  H+ iyonlarını alabilen bir bazdan oluşur.  En önemli tamponlama sistemimiz karbonik asit- bikarbonat tamponlama sistemidir. Kanın tamponlama sisteminin üçte ikisi bu formülden oluşur

 

Hücre faaliyetlerimiz  CO2 (karbondioksit)   üretir.  Bu CO2 (karbondioksit)  kana karışır, kandaki H2O (su) ile bileşince H2CO3 (karbonik asit) meydana gelir.   H2CO3 karbonik asit,   asidik bir   H+ iyonu ile alkali bir   HCO3-  (bikarbonat)  iyonuna ayrışır.  HCO3-  (bikarbonat)  iyonu akyuvarlar ile akciğerlere taşınır.  Burada CO2 nefes ile atılır.

 

Kandaki   H2CO3 karbonik asit,  aynı zamanda  H2O (su)  ile   CO2 (karbondioksit)   moleküllerinden  meydana gelir. CO2 (karbondioksit) akciğerler üzerinden nefesle atıldığında geriye su kalır.  Hücrelerimiz daha fazla enerji ürettiğinde daha fazla nefes alıp verir, daha çok CO2  atarız.  Bu da daha çok karbonik asitin suya dönüşmesini sağlar.  Kandaki asit alkali dengesi birkaç dakikalık bir sürede nefes yoluyla sağlanabilir.  Kan, hücre faaliyetlerinden doğan karbon bazlı asidik atıkları nefes yoluyla atmaya aracılık eder.

Vücut, kanın pH dengesini çok dar bir aralıkta (7,35-7,45) sabit tutar, bunun dışına çıkmasına izin vermez.  Fakat bu durum  vücut sıvılarındaki  asidik fazla atıkların tamamen atılabildiği anlamına gelmez. Örneğin hayvansal proteinlerden bolca alınan methioninin içindeki sülfür ekinin vücut hücrelerimizde oluşturduğu  H2SO4 (sülfirik asit) nefes yoluyla atılamaz. Aynı şekilde proteinlerin sindirimi sonrasında oluşan fosforik asit te nefes yoluyla atılamaz.  Bu atıkları uzaklaştırmak için  vücut başka tamponlama sistemlerini kullanır.

 

İşte tam bu noktada elektron bağışlayabilen alkali mineraller gerekli olur. Vücudumuzdaki diğer asit tamponlama sistemi böbreklerimizdir. Böbreklerimiz , yiyeceklerden yeterince alamıyorsak kemiklerimizden  kalsiyum ve  magnezyum sökerek bu asit fazlasının tamponlanmasında kullanır. Kalsiyum asitlerle birleştiğinde katı kalsiyum tuzları oluşur.  İleri yaşlarda görülen osteoropoz ve kalça kırıklarının nedeni kemiklerimizin asit tamponlanmasında kullanılmasıdır. Yaşlı hastaların idrarında kalsiyum miktarı artar. Bunun nedeni asitlerin kalsiyumla tamponlanması nedeniyle kemik yıkımının artmasıdır. Öte yandan orta yaşlıların ve gençlerin idrar testlerindeki kalsiyum normal sınırlarda çıkar. İdrarda kalsiyumun varlığı her durumda asitlenmenin göstergesidir. Bu noktada tıbbi değerlendirmeler ne yazık ki eksik kalabilmektedir.

 

Aslında önemli olan idrarın pH derecesidir. İdrarın asidik olması normaldir. Fakat bunun yüksekliği vücudun yüksek asiditesini gösterir. Böbrek taşlarının başlıca nedeni bu yüksek asidite nedeniyle asitlerin katılaşması, kalsiyum tuzlarına dönüşmesidir.  İdrarın yükselen asiditesi , vücuttan atılan asitler yoluyla vücudu korurken asidi tamponlamak için artan kalsiyum kullanımı nedeniyle böbrek taşlarına neden olur.  Burada sorun besin ve suyla alınan kalsiyum değil asiditedir. Vücut kalsiyumu besin kaynaklarından bulamaz ise kemiklerden söker.   Başlıca hedefimiz filtre sistemlerimizin gücünü zorlayan asiditenin artmasını engellemektir. Aynı şekilde vücuttaki tüm kalsifikasyonlar, artan asitlerin kalsiyum ile tamponlanmasının sonuçlarıdır. Kalsiyum kendi başına kalsifikasyon yapmaz, asidite düşerse  kalsifikasyonlar kendiliğinden azalır ve yok olur.

 

Böbreklerimiz  asitleri tamponlamak için diğer yandan kaslarımızın çoğunluğunu oluşturan ve elektron verme yeteneğine sahip bir protein olan glutamini kullanır. Fakat karaciğerimiz glutaminden amonyak üretir. Amonyak çok zehirlidir. Böbreklerimiz amonyağı derhal üreye çevirir ve idrarla atar. Bu arada böbrekler glutamin ile  hayvansal proteinlerin asitlerini tamponlar, etkisizleştirir. Hayvansal proteinlerin çok alınması, glutaminin yani  kaslarımızın kaybına yol açar.

 

Proteinlerdeki N (nitrojen) in fazlası depolanamaz. NH3 (amonyak) bir protein nitrojeni ile üç adet H+ asidik iyonunun birleşmesidir. Protein içindeki fazla nitrojenler bu yolla atılırlar. Glutamin, kaslarımızda en çok bulunan protein olarak diğer amino asitlere göre bir değil iki adet N (nitrojen) içerir. Bu nitrojenler NH3 amonyağa ve daha sonra üreye dönüşürken daha fazla H + asidik iyonunu uzaklaştırırlar.

 

Yaşlandıkça böbreklerimizin asit tamponlama yeteneği azalır. Kaslarımızdan glutamin alındıkça yaşlanmayla kaslarımız da zayıflar. Kemiklerimiz gibi kaslarımızı da kaybederiz.  Bizi yaşlı ve yorgun hale getiren bu kayıplarımızdır. Genç bir insan % 30 kas, % 20 yağ ve % 10 kemikten meydana gelirken, yaşlı bir insan % 15 kas, % 40 yağ (asit deposu) ve % 7 ve altında kemikten oluşur.

 

Çok su içince idrar rengimiz açılır. Az su içince idrar rengimiz koyulaşır, kokusu ağırlaşır. Alkali su ile daha az miktarda içsek dahi, daha çok asit atabiliriz. Kaslarımızı ve kemiklerimizi koruruz. İnsan kendisini kasları kadar genç hisseder. Testesteron üretimi, bazal mertabolizma hızı kas miktarına bağlıdır.

 

 

 

alkavital@alkavital.com

Alkali su iyonizeri, su arıtıcı  ve  dejeneratif  hastalıklara karşı etkili   ileri teknoloji ürünü  bir  sağlıklı beslenme desteğidir, tedavi amaçlı kullanılmaz

facebook sayfamızı beğenerek sağlık mesajlarımıza  abone olabilirsiniz.